"Enter"a basıp içeriğe geçin

Çocuklarınızla böğürtlen toplayın

İnsanoğlu gittiği her yerde doğduğu, büyüdüğü mekanları arar ve özler der Mevlana…

 

Yaşadığımız şehirle birlikte bineriz uçağa, otobüse, vapura. Bir köstebek kadar intibak kabiliyetimiz yok. Tabiatın her köşesiyle ebedi bir vuslat içinde yaşamayı beceremeyen yegane yaratıktır insan. Galiba insanı farklı kılan önemli öğelerden biri de bu vatan özlemi…

 

Anadoludan bahsediyoruz. Medeniyetlere analık etmiş bu heybetli dişiyi ciltlere sığdıramadı insanlık. Minnacık bir kutuya, televizyona ne kadar sığdırabilirsiniz? Filim izleterek mi anlatıyorsunuz çocuklarınıza yurdunuzu? Yurdunuz görsel manzaralardan, çoğu ideolojik kaygılara dayanan senaryolardan mı ibaret?

 

Peki ya kültürünüzü nasıl anlatacaksınız? Kültür yaşanır, hissedilir, uygulanır…

 

Çocuklarımıza kahvaltı sofralarında saçda gözleme, tandır ekmeği, yayık ayranı, çökelek ikram edemiyoruz. Onlar mısır gevreği, gevrek fransız ekmeği, sütlü kakaolarla besleniyorlar. Yaşadığımız dünyalarda bilyalarını yuvarlayabilecekleri toprak yollar yok, bilyaları bile yok. Uçurtmalarını savurabilecekleri engin semalar yok. Uzun eşek oynamayı bilmiyorlar onlar, nüfus planlamasına gerek duyulmayan bir ülkede dünyaya geldiler. Hiç çember çevirmediler. Uzaktan kumandalı jipleri oldu ama, doya doya takla attırabilecek geniş bir alanları olmadı …

 

Onlara herşey olabilme imkanı veremedik ki, yabancı bir hayatı seçtikleri için öfkelenme hakkımız olabilsin. Ama bir görevimiz var… Yurdumuzu nesillerimizin idraklerine sunmak memlekete olan vefa borcunun edasından başka birşey değil.

 

Evlatlarınızın kollarından tutun ve onları ülkenize götürün. Sabah ezanıyla birlikte uyanın ve yol üzeri bir simitçiden aldığınız sıcak simitlerle kahvaltınızı yaparak şehrin en güzel camiinin şadırvanından abdest alma keyfini yaşatın onlara. Bir ova köyüne götürün onları imkanınız varsa. Bırakın sivrisineklerin taarruzuna uğrasınlar… Kekik kokulu ovalarda ata binmeyi öğretin ve ağaç dallarından düdük yapmayı. Saatin kaç olduğunu müezzinin sesinden, birbirine çarpan süt güğümleri ya da koyunların boyunlarından asılan zil seslerinden öğrenen insanların yaşadığı gübre kokulu diyarlara götürün onları… Şehirler arası otobüs yolculukları yapın, faytona binin ve mutlaka böğürtlen toplayın çocuklarınızla….

 

Anadolu anlatılmaz, Anadolu izletilmez, Anadolu yaşanır…

Emine Karahocagil Arslaner

(Bir forum tartışmasından)

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.