Yükleniyor..

Emine Karahocagil Arslaner

İnşa yayınları

Web sitemizde, 10 kategori'de, 199 adet makaleye yazılmış, 29 yorum bulunmaktadır.

    0

    Defnenin Duası

    Facebook'ta Paylaş ~ Twitter'da Paylaş ~ Friendfeed'ta Paylaş ~ Google'da Ara ~ Yorum Yap!

    Anadolu topraklarından bir ışık pınarı gibi fışkıran genç bir kız..  Bir kız ki adı bile tebessüm kadar güzel…  Defne…  Saçları erguvan kokulu, gözlerinde binlerce samanyolu. İnci dişli, fidan boylu, ceylan bakışlı…  Yalnız başına ormanlarda kanat çırpmayı seven kelebek…

    Defne, toprakla beslenen Anadolu güzeli. Her Anadolu çiçeği gibi o da kalbinin kilidini açtıktan sonra bekaret kemerini çözebilecek yiğidini bekler. Birgün yine orman, Defne’nin yollarına çiçeklerini serperken, dallar rüzgara eşlik ederek entarisi mehtaptan misafirine kol kanat açarken, zırhlarını yırtan tomurcuklar neşeli cıvıltılarla civan tazesini karşılarken,  Zeus çıkar yoluna. Baba Zeus, ata Zeus, Tanrı Zeus, hayatı şehvet saraları içinde geçen zorba kral, billur bir ırmak gibi dalgalanarak önünden akıp giden genç kızın peşine takılır.

    Zeus

    Theus

    Deus

    Dieu

    Diety

    Bir diğer namıyla Apollon… Bir başka rivayete göre ise Zeus’un oğludur Apollon. Baba oğulun müsveddesi, oğul babanın temize çekilmiş haliyse ne farkeder ki,  ha Zeus, ha Apollon…

    Bir Helen Tanrı’sı için kadın Pandora’dır. Pandora dünyadaki bütün musibetlerin sebebidir lakin Zeus mütemadiyen kendi entrikalarının kurbanı olan ve bundan hiç de hicap duymayan gudubet bir Tanrı’dır. Zorbalığı nisbetinde aptaldır yani… Defne’nin peşine düşerken aslında nefsinin ardısıra sürüklendiğini farkedemez.

    Peşindeki sırtlanı farkeden bir ceylan gibi seyirtir Defne ve kovalamaca başlar. Defne kaçar, Zeus kovalar. Genç kız bu serseri ruhlu, uçkuru gevşek ancak gücü kuvveti yerinde olan inatçı zorbanın takibinden kurtulamayacağını anlar. Dizlerinin bağı çözülürken, bütün bedeni şiddetli bir titremeyle sarsılırken , kalbi yerinden fırlamak için göğüs kafesini zorlarken Zeus’un kirli kollarının boynuna dolandığını hisseder. Kedinin yakaladığı bir çalıkuşu gibi gözlerindeki son damlaları akıtır toprak anasına ve yalvarır;

    “Ey toprak ana, beni ört, beni sakla, beni koru!”

    Hangi ana evladının koynunu ıslatan gözyaşlarına karşı duyarsız kalabilir ki? Açar kucağını toprak ana Defne kızına ve ayaklarından tutarak çeker kalbine. Hızla toprak anasına kök salar Defne. Kolları semaya doğru dal budak açılır, bahar kokulu saçları yaprak yaprak dallarına sarılır, bakir göğüs kafesi gri kahverengi kabuklarla kaplanır.  Anadolu’da hala Defne ağacına kulağını ve kalbini dayayarak dinleyenlerin genç bir kızın kalp çırpıntısını duyabileceğine inanılır.

    Defne ağacının mitolojik öyküsünde Ataerkil, hegemonyal, Helen kültürüne verilen hikmetli bir cevap, sarsıcı bir ihtar vardır;

    ‘Bir kadına zorla sahip olmaya kalkarsan, olsan olsan bir oduna sahip olursun.’

    Taarruz ve tahakkümü karakteriyle yoğuran bir kültürün tahrif alanındaki ustalığına da şaşırmamalı. Bu mesajı anlamayan veya anlamak istemeyen Yunan Tanrıları, haytalıklarını ifşa eden tecrübelerini de ‘merdi kıpti şecaat arzederken sirkatin söyler’ uslubuyla tahrif etmekten geri kalmamışlar. Kimi kaynaklarda suç Eros’un okuna yıkılırken, kimisinde de Defne’nin Tanrı’nın aşkına(!) gösterdiği kayıtsızlık dolaylı göndermelerle kınanmış.

    Aynı hoyrat aklın günümüzdeki emperyal uzantıları, Defnelerin üzerinden silindirle geçerken, getirdikleri sözde modernist eleştiriler, sözde entellektüel deşifrelerle şecaatlerini arzederek, günahlarını Pandoralara, Eroslara, Defneler’in gür saçlarına yıkmıyorlar mı?

    Eli kanlı, tecavüzcü, entrikacı, yağmacı; gaspeden, talan eden ve çok eşli…

    Kimden mi bahsediyoruz?

    ERİL MYKENE Tanrısından…

    Yıl M.Ö 13. yy,  mekan Dardania, bugünkü adıyla Çanakkale.

    Doğu’nun muhteşem hazinelerine konmak isteyen kırk haramiler (Mykenler), yıllarca sindiremedikleri korkak(!) Troyalı’ları sinsi bir planla, tahta bir gemiyle ezip geçmek üzere, Phrigia (Firigya) Anadolu birliğinin kapısına dayanırlar.

    Başlarında Agamemnon. Ata Tanrı Zeus’a tapan, Ata kral Agamemnun.

    Ağa memnun…

    Zira Truva atı artık Anadolu’nun içindedir… Ama Anadolu Defne’dir. Taş olur, odun olur yine döl vermez Avrupa’ya. Vaterland’ın mayası Anadolu da tutmaz. Anadolu halkı Zeus’u sevmez, Kibele’sine tapmaya devam eder. Asırlar süren tahakküme boyun eğmez. Hıristiyan olmaz. İslam’ı ise kendi anaerkil kültürüyle harmanlar ve kadın erkek omuz omuza halay çekmeye, zikretmeye , semah dönmeye, çalışmaya, üretmeye, inanmaya devam eder.

    Aradan asırlar geçer. Yıl 1918… İngiliz donanması Çanakkale boğazında. Başkomutan gemisinin adı….

    “A G A M E M N O N”

    Bir kin kaç asır sürer, bunu Anadolu insanı kestiremez ama Zeus’un korkunç kini yine hezimetle sonuçlanır. Çanakkale’de Agamemnon bir kez daha batırılır. Truva atı ise hala içeridedir ve entrikalarına yerli işbirlikçilerini çalıştırarak devam etmektedir.

    Mayaları tutacak mıdır peki?

    Asla…

    Etiketler:

    Yorum Yapmak İster misin?

    Yorum Yaz

    Yorumlarınızı Paylaşırken

    Yorumlarınızı politik,kırıcı,kaba yazmamaya özen gösterin başkalarını taciz edebilecek laflardan kaçının.Kriterlere uymayan yorumlar onaylanmıyacaktır.

    Lütfen bizimle bilgilerinizi doğru şekilde paylaşın sitemiz size Kesinlikle spam mailler göndermez