Yükleniyor..

Emine Karahocagil Arslaner

İnşa yayınları

Web sitemizde, 10 kategori'de, 199 adet makaleye yazılmış, 29 yorum bulunmaktadır.

    0

    Kurban Kesin

    Facebook'ta Paylaş ~ Twitter'da Paylaş ~ Friendfeed'ta Paylaş ~ Google'da Ara ~ Yorum Yap!

    Kurban bayramı kapıda.

    “Sokaklar kan gölüne döndü“,

    “Bu bayram da acemi kasaplar işbaşında“,

    “144’u ağır 200 kişi hastaneye kaldırıldı“,

    “Danayı keserken kolunu kesti“,

    “Azgın boğa dehşet saçtı“,

    “Kaçan dana dama çıktı“,

    “Kaçan boğa trafiği altüst etti“ serlevhali felaket
    haberleriyle beyin hücrelerimiz katledilmeden bayramlık ağızlarımızı açalım.
    Açalım ki, torunlarımız bayramları hakkıyla idrak edebilsinler….

    Kurban nedir? Hacc nedir? Nedir katliam? Şiddet nedir? Nedir
    medeniyet?

    Bütün bu soruların cevabını aramadan, medyanın necaset hortumuyla kirlenen
    aklını dezanfekten yalanlarla yıkamaya kalkışıp, çamaşır suyu kokan absürt
    organizasyonlara yelken açan muhafazakar modernleri fazlaca kızdırabiliriz.

    Hiç mühim değil…

    Daha güzel bir gelecek uğruna daha fazla düşmanı göze almak, çok sayı da
    dostu da kaybetmek zorundayız.

    Kurban ritüelinin geçmişini bilmeden, salt dini argümanlarla yapılan her
    türlü değerlendirme eksik kalmaya mahkumdur. Yalnızca Kur’an’dan yola çıkarak
    ileri süreceğimiz tezler er veya geç; teolojik, sosyolojik, psikolojik veya
    ideolojik bazı antitezlerle çarpıştırılmak suretiyle çürütülmeye çalışılacaktır.
    Türkiye’de inanmış müslüman sayısı kadar, lafta müslüman bir kitle de vardır ve
    bu iki güruhun arasında sürgit devam eden ve genellikle medya eliyle yürütülen
    savaş, özellikle böyle günlerde ayyuka çıkar.

    Meta fetişist yöntemlerden biri olan; “insanoğlunun doğasındaki ilkel
    şiddet dürtüsünden tüketim bahanesi üretmek“
    vahşi kapitalizmin,
    dolayısı ile Batı’nın en fazla başvurduğu yollardan biridir. Ancak Batı bunu
    propaganda yöntemlerini kullanmadaki uzmanlığıyla tersine çevirmeyi, lehine
    yönlendirmeyi veya örtbas etmeyi başarır. Kapitalizmin doğusunda bile ilkel
    şiddet dürtüsünü pazarlama vardır.

    Osmanlı‘nın güç kazanmasıyla Doğu’yu arzu ettiği gibi yağmalayamayan Batı,
    yeni uygarlıkların; sanat eserlerini, kültürlerini, doğal zenginliklerini çalmak
    için yeni bir kelime yumurtlar; Keşif.

    Keşifler hep ne hikmetse tatlı tesadüflerin sonucudur ama -artık nasıl
    oluyorsa- hep bir misyoner ekip kaşiflere eşlik eder ve her keşfin sonunda
    keşfedilen uygarlık talan edilir.

    Bütün bu yağmaların felsefi platformdaki adı nedir dersiniz?

    Hümanizm…

    Şark kafası entrikaya basmaz. Bu yüzden her türlü modernist spekülasyona
    açıktır. Ve yine bu yüzden yılın 362 günü gözlerden ırak işlenen bir fiil, geri
    kalan 3 günde alenen işlendiğinde adını “katliam“ koyar.

    Velevki o fiil kendi kültürünün bir parçası, dininin vaazı olsun.

    Hatta bu fiil insanlık tarihi kadar eski olsun… O kadar eski olsun ki,
    tarihteki ilk uygulanış şeklinin “kurban“ları “insan“ olsun.

    Ve hatta hatta onu uygulayanlar da yine, olayın en insanı şeklini “katliam“
    diye nitelendiren Batılı kafaların dedeleri, pek hümanist Batılı Hellenler
    olsun.

    Nasıl mı?

    Batı’nın tarihteki ilk yağmalarından birine gidiyoruz. Dardanel‘e, yani Truva
    savaşına…

    Yer Euboia yarımadasının karşısındaki bir liman: Aulis. Truva’yı talan etmeyi
    aklına koymuş olan çapulcu Akha gemileri Aulis’de toplanmış, Truva’ya doğru
    harekete geçebilmek için rüzgarı beklemektedir. Rüzgar bu barbarların canavar
    iştahına aşinadır. Onları vazgeçiremeyeceğini bilir ama meltem yüreği el vermez,
    kararsız kalır ve esmez… Bir rivayete göre on yıl direnir ve nefesini tutup
    kuytulara çekilir. Bu sürenin sonunda Agamemnon ordunun kahini (sonradan
    bunların adı misyoner oldu) Kalkhas’dan rüzgarın derdinin ne olduğunu
    öğrenmesini ister. Bilici Kalkhas’ın belkide bildiği tek şey kendisine “bilici“
    diyenlerin derin cehaletiydi. Hellenlerin zaaflarını da iyi bilen kahin transa
    geçer, renkten renge girer, efsunlu kelamlar eder ve canavarları tatmin edecek
    bir yalan yumurtlar.

    “Artemis’in bir keçisini yakalayıp yemişsin. Artemis keçisinin
    yerine kızını ister. Kızın İphigeneia’yı Artemis’e kurban etmezsen rüzgar
    esmeyecek“
    der.

    Tez İphigeneia çağrılır. Kız süslenir püslenir ve kurban sunağına boylu
    boyunca uzatılır. Artemis dayanamaz. Kızı sunaktan kucaklayıp kaldırır ve yerine
    bir geyik koyar. Rüzgar bu düşük zekalı haramilerin daha fazla masumun kanına
    girmesinden korkar ve eser… Ancak yabaniler Truva katliamının ardından
    yüzbinlerce Anadoluluyu kurban ederek insan kurban etme geleneklerine devam
    ederler.

    Hikayedeki bazı detaylar oldukça tanıdık değil mi?

    Her ne kadar bu efsane daha ziyade İslam antipatizanı çevrelerin, Kur’an’daki
    hikayelerin çok tanrılı dinlere dayandıkları, dolayısı ile batıl oldukları ile
    ilgili iddialarının bir delili olarak kullanılsa da, özünde Kurban geleneğinin
    ne kadar kadim bir gelenek olduğunun ispatıdır.

    “Din“ kaynağı ilahi olan ancak insani, yani beşeri
    birikimlerin şekillendirdiği bir havuzdur. Nitekim Kur’an da zaten “ilk“ değil,
    “son“ kitap olduğunu söyleyerek, kendisinden önce gelen dinlere, peygamberlere
    ve kitaplara vurgu yapar. Kurban geleneğinin bu eskiliği bizi ilahiliği
    konusunda şüpheye sevketmez. Bilakis insani gerekliliği konusunda tefekkürlere
    sürükler.

    Gelelim konunun İslamî tarafına…

    Mekke peygamber döneminde olduğu gibi, cahiliye döneminde de Arap
    kabilelerinin yılda birkez ibadet ve ticaret maksadıyla toplandıkları kutsal bir
    merkezdi. Yerleşik yapılarda ödenen vergileri dağıtmak ve hizmete dönüştürmek
    kolaydır ancak göçebeliğin yaygın olduğu coğrafyalarda sağlıklı üleşim için
    kabileleri bir araya getirmek gerekir. Yılda bir defa yapılan bu toplantı
    yerlilerin refahını artırırken, göçebelere de bir pazar fırsatı tanıyordu.

    “Hacc“ esasen Kurban kesmek için gerçekleştirilen kutsal bir
    seyahatti.

    Kur’an’da Kurban Hacc‘la birlikte zikredilir. Kurban yalnızca et yüzü
    görmeyenlerin ete doyması değil, göçebe kabilelere yetiştirdikleri hayvanları
    ekonomiye aktarmaları için bir imkan sunmaktı.

    Kurulan pazarlarda alışverişler yapılıyor, satılan ve kesilen kurbanlıklarla
    da garip gurebanın yüzü gülüyordu. İşte bu yüzden kurbanlık konusuna getirilen
    sınırlandırmaların hepsi (kurbanlığın mümkünse dişi olmaması ve en az iki
    yaşında olması gibi) hayvancılık ekonomisinin devamlılığı için alınmış
    tedbirlerdir.

    Hacc aynı zamanda siyasi otoritenin göçebe kabileler üzerindeki tesirini
    hissettirebileceği bir buluşmaydı. Bu anlamda çok güçlü siyasi bir etkisi de
    vardı.

    Demekki Hacc’dan amaç sosyal adaleti, ekonomik eşitliği sağlamak; coğrafi
    veya sınıfsal farklılıkları ortadan kaldırmak için buluşmaktır.

    Kur’an’a göre Hacc tıpkı oruç, zekat gibi her yıl yerine getirilmesi gereken
    bir farzdır.

    Farz Mekke’ye gitmek değil, bir zamanlar Mekke’ye gidilerek
    gerçekleştirilebilenleri içinde bulunduğumuz çağın imkanlarıyla hayata
    geçirebilmektir.

    Yani Hacc sınırları ortadan kaldırmaktır.

    Hacc yekbütün olmaktır.

    Hacc sosyal eşitliğin, adil üleşimin tesisidir.

    Hacc dünyanın dört bir tarafından, tüm müslümanlarla iletişimdir.

    Hacc faal olmaktır, üretmektir, paylaşmaktır.

    Bugün en anlamlı Hacc Suudi Arabistan’a; ilim, irfan, teknik bilgi ve sanat
    ihraç etmektir.

    Dahası, Suudi şeyhlerini, krallarını silkeleyerek kendilerine
    getirmektir.

    O coğrafyadaki doğal zenginliklerde tüm İslam coğrafyasının hakkı olduğunu
    hatırlatmaktır.

    Hacc ritüelinin bir prosedürü olan “Kurban” ise adil
    paylaşımın sembolik bir ifadesidir sadece.

    Kurban’ın mesajları arasından yalnızca “fakirler et yesin”
    mesajını alıp, konuyu “al kasaptan dağıt yoksula”
    basitliğine indirgeyenler, Hacc ve Hacc’ın hedefi olan Kurban’ın ruhundan
    uzaklaşmışlardır. Bu yozlaşmada hiç şüphesiz bazı gıda üreticilerini, kimi
    islami kuruluşların düzenledikleri organizasyonlarla “kaçak et kesme fırsatı”
    telakki ettikleri bu zaman dilimlerinde hedeflerine daha rahat kavuşturmalarının
    büyük payı vardır.

    Kurban sıradan bir gelenekten, hatta bir ibadetten daha fazlasıdır.

    Kurban bereket, lütuf ve hikmetlerle dolu bir ritüeldir.

    Çünkü; Kurban küçük çiftçi için aracısız tek satış olanağıdır.

    Kurban yoksul üreticinin diğer zamanlardaki kaybını az çok telafi edebilmesi
    için yegane fırsattır.

    Kurban eli bıçak tutan işsizler için üç beş günlük rizik kapısıdır.

    Türkiye’de THK ve çok sayıda vakıf Kurban derileri sayesinde ayaktadır.

    Kurban yan etkileriyle birlikte her açıdan “ekonomik canlılık”tır.

    Kurban yaşamın kaçınılmaz vahşetine tanıklık etmek suretiyle bir toplumsal
    enerji boşaltımı sağlar.

    Kurban ilkel avcılık ve toplayıcılık dönemlerinden genetik olarak
    bilinçaltımızda kalan şiddet insiyakını çocukken çocukça bir şekilde
    yaşayamayanlar için deşarj olma fırsatıdır.

    Hepsinden daha önemlisi; Kurban bayramı Türkiye’de tükenen hayvancılık
    sektörü için doğal bir sübvansiyondur.

    “AB yolunda sınıfta kaldık”, “AB standartları bir
    sonraki kurbana”
    gibi kışkırtıcı manşetler, Kurban Bayramlarında
    yaşanan kaosu düzeltmek gibi iyi niyetlerle atılan manşetler değildir. Bu
    manşetleri atanların siyasi ve ticari hedefleri vardır.

    Siyasi hedef, “Türkiyeyi endüstri ülkesine dönüştürmek” gibi
    her cahil ve modernist kulağa hoş gelen çok tanıdık bir beyaz yalanın ekseninde
    hayvancılık ve tarım sektörünü yok etmektir.

    Ticari hedef ise büyük et tekellerinin kurban organizasyonu adı altında et
    satmalarını sağlamaktır.

    Kurbanlık satıp üç beş kuruş kazanmak için köyünden kalkıp büyük kentlere
    gelen, gelmek zorunda bırakılan taşra tüccarlarının yaşadıkları yabancılıkların
    ve saçma sapan Kurban organizasyonlarının doğurduğu bir takım istisnai
    hadiseleri abartılı bir dille çarşaf çarşaf gazetelerine taşıyanlar, prime time
    televizyonlarda yayınlayanlar, İspanya’daki boğa güreşlerini öve öve
    bitiremezler.

    Boğa Güreşi, yani hayvanı yaralayıp kan kaybıyla ölümün eşiğine getirene
    kadar hırpaladıktan sonra, sırtından kalbine son bir darbe ile öldürmek…

    Amaç ne yoksullarla üleşim ne de et ziyafetidir.

    Amaç eğlencedir…

    Fransa, İspanya, Portekiz’de tamamen legal olan bu cinayet İtalya’da daha
    yeni yasaklandı.

    Yaklaşık 20 yıldır Avrupa’da yaşıyorum ve daha hiçbir televizyon
    kanalında ‘bu vahşet bitsin artık’, ‘Avrupa olarak
    sınıfta kaldık’
    , ‘İlkeliz ve vahşiyiz’ gibi alt
    yazıların refakatinde bir boğa güreşi izlemedim. Oysa resimler ne kadar çok
    bizde Kurban Bayramında kanallarda resmi geçit yapan kanlı fotoğraflara benzer.
    Aradaki büyük fark gözlerden uzak tutulur. Bizde amaç hayvanı bir an önce
    yakalayıp açısını dindirmektir. Boğa güreşinde ise amaç hayvana daha çok acı
    çektirmektir.

    İspanyollar kadar hararetli bir millet olduğumuz da kesin. Ekranlardan
    kırmızı şal sallar birileri ve burnumuzdan alevler fışkırtarak saldırırız Kurban
    Bayramlarımıza.

    Çocuklarımızın yanında kavga ederiz, yalan söyleriz, çalarız, küfrederiz ama
    Kurban kesmeye sıra gelince vicdanlarımız dile gelir. Bize bunu salık veren de
    boğa güreşini (aslında boğa dövüşü olacak ama neyse) İspanya’nın geleneksel
    sporu olarak sunan boyalı kanallardan birinin çok medeni, çok modern
    sunucusudur.

    Kurban kesmek bir toplumu vahşi veya ilkel yapmaz… Kurban’ın amacı da,
    kendisi de vahşetle, dehşetle, şiddetle ilintili değildir. Yaşananların tek
    nedeni açgözlülük ve görgüsüzlüktür. Otomobil vahşi bir araç değildir. Trafiğe
    çıkmak da insanı canavar yapmaz ama nasıl bilgisizliğimizle trafik terörü diye
    birşey doğurduysak, komplekslerimizle ve hırsımızla bayramımızı kendimize,
    çevremize zehir ediyoruz. Hatalarımızı saklayamayacak veya lehimize
    çeviremeyecek kadar entrikalardan uzak bir kültürle yoğrulduğumuz için de
    malımızı orta yere seriyor ve saflığımıza yenik düşüp kendi bayramımızın düşmanı
    kesiliyoruz.

    Çözüm basittir.

    Belediyeler üç günlük Kurban rantından vazgeçerek, bu saçma sapan Kurban
    organizasyonlarını sonlandırırlar. Taşralı çiftçi şehre, yani müşterinin ayağına
    getirilmez. Müşteri çiftçinin ayağına gönderilir. Şehre asla hayvan sokulmaz,
    müşteri köye veya hayvan çiftliklerine gider. Köylerde açık alanlarda, yani
    çayırlık yerlerde Kurbanlar kesilir, atıklar toprağa gömülür ve üzerleri
    kapatılır.

    Bu kadar basit bir yol neden belediyelerimizin aklına gelmez?

    Gelir tabi, gelir ama pasta büyüktür…

    Kurban çocuklar için de bir tehlike değildir. Kurban kesimini izleyen çocuk
    patatesin ağaçta yetiştiğini sanan çocuktan daha sağlıklı büyür. Tabağına düşen
    nimetin hangi prosedürlerden geçerek ona ulaştığını bilir, bu bilinçle doğaya ve
    doğasına sahip çıkar.

    Özetlersek:

    Kurban kesmek hayvan katliamı değildir.

    Hayvan katliamı deterjan kullanmaktır, güneş yağı sürüp denize girmektir,
    fabrika atıklarını doğaya savurmaktır. Kurban kesilirken ortaya çıkan israf ve
    hijyen sorunu organizasyon sorunudur.

    Türk televizyonlarında her Kurban bayramında gösterilen ve her birimize
    ezberletilen vahşet görüntüleri istisnai vakalardır. Asıl vahşet hemen hergün
    mezbahalarda da yaşanan bu tür arızaların prime time da evir çevir
    gösterilmesidir.

    Dünya üzerinde herkes vejeteryan olsa dahi, evcilleştirilmiş hayvan
    üretilecek ve öldürülecektir. Aşağı yukarı tüm endüstri dallarında en sağlıklı
    ve doğal malzemelerin tamamı hayvansaldır.

    Kurban adil bir paylaşımın olmadığı dünyada fakire verilen ayrılan ödenektir.

    Hayvanseverler Kurban’dan
    önce çocukluğumuzun siyah kızıl sincaplarının, kekliklerinin niçin yok
    olduklarını sormalıdır. Hayvanseverlik vejeteryanlıktan daha fazlasıdır…

    Ezcümle,

    Ey iman edenler, Size bayram olarak sunulan bu sayılı
    günlerde yapılan modernist şamatalara kulak asmayın! Kurban kesin, kestirin!
    Besleyip büyüttüğünüz veya kesmek amacıyla satın aldığınız Kurbanların
    etlerinden yiyin ve yedirin.

     

    Etiketler:

    Yorum Yapmak İster misin?

    Yorum Yaz

    Yorumlarınızı Paylaşırken

    Yorumlarınızı politik,kırıcı,kaba yazmamaya özen gösterin başkalarını taciz edebilecek laflardan kaçının.Kriterlere uymayan yorumlar onaylanmıyacaktır.

    Lütfen bizimle bilgilerinizi doğru şekilde paylaşın sitemiz size Kesinlikle spam mailler göndermez