Yükleniyor..

Emine Karahocagil Arslaner

İnşa yayınları

Web sitemizde, 10 kategori'de, 199 adet makaleye yazılmış, 29 yorum bulunmaktadır.

    0

    Kızılayın Kurucusu

    Facebook'ta Paylaş ~ Twitter'da Paylaş ~ Friendfeed'ta Paylaş ~ Google'da Ara ~ Yorum Yap!

    11 Haziran Kızılay’ın kuruluşunun 140. yıldönümüydü. Kızılay kurucusunu unuturken, basında Kızılay’ı unuttu. Kızılay’ı ve kurucusu Abdullah Bey’i bir Avusturya gazetesi hatırladı.

    Uluslarası Kızılhaç yardım kuruluşuna kardeş kuruluş olarak 11 Haziran 1868 yılında Miralay Dr. Abdullah Bey’in girişimleriyle kurulan Kızılay teşkilatı halkımızın ilgisizliği ve kurum çalışanlarının kayıtsızlığı yüzünden uluslararası platformda hak ettiği itibari kazanamadı. Deprem kuşağında yer aldığı için yardım kuruluşlarına diğer birçok dünya ülkesinden daha çok ilgi ve alaka göstermesi gereken Türkiye, kendi yardım teşkilatı olan Kızılay’ı ve kurucusunu 140. yıldönümünde de unuttu.

    Avusturya Gazetesi Dr. Abdullah Bey’i hatırladı

    Ulusal gazetelerimizin hiçbirinde adı anılmayan Kızılay, kuruluşunun 140. yıldönümünde kurucusu olan Macar’lı bilim adamı Miralay Dr. Abdullah Bey’le (doğuşunda Karl Eduard Hammerschmidt ) birlikte, bir Avusturya gazetesinde tanıtıldı. Wiener Zeitung’un “Aktüel Portre” kösesinde Hukuk ve Doğa bilimleri uzmanı olarak tanıtılan, Kızılay’ın kurucusu Dr. Abdullah Bey, “eter anestezi”nin de mucidi olarak gösterildi.

    Dr. Abdullah Bey kimdir?

    Macarlı Miralay Dr. Abdullah Bey, Avusturya’nın Viyana şehrinde Transilvanya (Macaristan) doğumlu bir maliye memuru olan Anton Hammerschmidt’in oğludur. 20′li yaşların sonunda Viyana üniversitesinde Felsefe tahsili yapmış, ardından tıbba ve doğa bilimlerine merak sarmış ve nihayet 1837 yılında tıp doktoru olmuştur. Viyana üniversitesinde hem Zooloji okutmanı, hem de cerrah olarak çalışan Dr. Abdullah Bey, 1847-1848 arasında Dişhekimi Dr. J. Weigner ile “Eter Anestezisi” üzerine çalışmıştır. Bu deneyler dünyada bilimsel anestezioloji’nin öncü çalışmaları kabul edilmektedir.

    Doğa bilimlerinden, entomoloji (böcek bilim) alanında ün kazanana ve dönemin önemli bilimsel dergilerinden “Gazette Agronomique”te yazarlık yapan Bilim adamının Entomolojideki uzmanlık alanı, böceklerin metamorfozu (başkalaşım) üzerinedir. 1830-1832 yıllarında Breslav ve Viyana’da dünyadaki her sınıftan 1000’den fazla böceğin metamorfozunu sergilemiş ve bu girişimiyle Breslav Leopaldina-Carolina İmparatorluk Akademisi tarafından ödüllendirilmiştir. Bu koleksiyon, o devirde, Dünya’da bulunan her sınıftaki böceklerin metamorfozunu gösteren en büyük koleksiyondur. Dr Abdullah Bey, böcek metamorfozuyla uğraşırken, bir yandan da böcek parazitolojisi alanında bilimsel makalelere imza atmış ve yeni parazit türleri tanımlamıştır.

    Dr. Abdullah Bey tarafından 1838′de Oxyuris diesingi Hammerschmidth, 1838 adıyla tanımlanan ve günümüzde Hammerschmidttiella diesingi (Hammerschmidth, 1838) olarak bilinen, hamam böceklerinin arka bağırsaklarında yaşayan bir nematod (yuvarlak solucan) türü.

     

    Osmanlı’ya sığındılar

    6 Ekim 1848’ de “Viyana Ayaklanması” nın liderleri arasına katılan Dr. Abdullah Bey, 31 Ekimde Viyana ayaklanması kanlı bir şekilde bastırılınca, Polonyalı Józef Bem ve bazı arkadaşlarıyla birlikte, Viyana’ya yaklaşan Macar ordusuna sığınır.  Bem’e Transilvanya’nın savunması verilince, onunla beraber kalır ve burada birçok askeri başarılara imza atar. Ancak bir süre sonra Ruslar’ın, Avusturyalıların yardımına yetişmesi Bem’i ve çevresindekileri yenilgiye uğratacaktır. Temmuz sonunda orduları yok olur ve 9 Ağustosta Józef Bem yaralanır. Macarların kitleler halinde öldürülmesi ve korkunç işkenceler dönemi başlar. Diğer ülkelere iltica etmek isteyenleri, hükümetler Rus ve Avusturya’dan korktukları için reddederler. Macarlar son olarak Türklerden yardım isterler. Bu olayın neticesini, Prof. Dr. Ekrem Kadri şu cümlelerle dile getirir; “Bab-ı Ali, Türk ulusuna layık bir mertlikle sığınacak mültecileri geri vermeyeceğini bildirdi. Mülteciler böylece canlarını kurtardılar…”

    Müslüman oldu ve hizmet etti

    Macar mültecilerden bazıları İslam dinini kabul ederler. General Józef Bem, “Murat (Paşa)” adını alır. Murat Paşa Halep valiliğine tayin edilir ve 1850′de orada ölür. Kemikleri 1929′da Halep’ten, Polonya’ya götürülür ve doğum yeri olan Tarnów’da adına yaptırılan anıt mezara gömülür.

    Dr. Abdullah Bey İstanbul’a gelince Mekteb-i Tıbbiye-i Askeriye-i Şahane’ye atanmış, fakat Avusturya sefaretinden gelen yoğun baskılar nedeniyle, bu kez Şam’daki bir askeri hastaneye Miralay rütbesiyle tayin edilmiş, oradan Kırım’a geçmiştir. Müslüman olup, Abdullah ismini alması bu döneme denk gelmektedir. 1855’te Kırım Savaşının bitmesine doğru İstanbul’a çağrılmış önce Gülhane, ardından da Haydarpaşa hastanelerinde çalışmıştır. 1862’de Tıbbiye’de İlmülarz vel maadin (Jeoloji ve Mineraloji) derslerine girmiş ve ülkemizde jeoloji öğretiminin öncüsü olmuştur. Bu ders sonraları, asistanı İbrahim Lütfi Bey tarafından daha da geliştirilmiş ve böylelikle Dr. Abdullah Bey’den sonra, jeoloji öğretiminde süreklilik sağlanmıştır. Ülkemizin bilim tarihi incelendiğinde Dr. Abdullah Beyin jeoloji, paleontoloji ve entomolojinin kurucusu olduğu anlaşılır.

    Dr. Abdullah Bey aynı zamanda önemli bir kolleksiyoncudur. İstanbul civarında topladığı 1200 kadar fosil ve taş koleksiyonunu Paris Doğa Tarihi müzesine hediye etmiştir. Rus jeolog Platon de Tchihatcheff bu fosilleri tür tayini için paleontoloji uzmanı De Verneuil’e vermiş, tanımlanan fosiller arasında bulunan yeni türlerden birine “Cryphaeus abdullahi” adı verilmiştir. Paris uluslararası Sergisinde kendisine jüri tarafından altın madalya verilmesine sebep olan değerli böcek koleksiyonu, beraberinde birçok bilgi ve belgelerle beraber, 1867′de Innsbruck’ta doğa bilimleri kongresindeyken çıkan bir yangında yok olmuştur.

    Aldığı en önemli görevlerden bir tanesi de, 1870 senesinde Mekteb-i Tıbbiye-i Askeriye-i Şahane bünyesinde bir “Doğa Tarihi Müzesi” kurmaya memur edilmesidir. Bu fikrin henüz tasarı aşamasında olduğu 1867′de, Dr. Abdullah bey, Fransız Jeoloji Derneği’nde yaptığı bir konuşmasında; “Doğa Tarihi Müzesi” fikrinin dönemin padişahı Sultan Abdülaziz tarafından çok olumlu karşılandığını, Paris’e geliş nedenlerinden bir tanesinin de ileride kurulacak bu müze için altyapı çalışması yapmak olduğunu dile getirir. Nitekim 1870 senesinde ülkemizin öğrencilere ve halka açık ilk “Doğa Tarihi Müzesi (Le Musée d’histoire naturelle d’école Imperiale de Medicine a Constantinople)” Dr. Abdullah bey tarafından kurulur. 1290 (1873) salnamelerinde adı “Numunehane Müdürü” olarak geçer. Bu müze, 1900 yılında Darülfünun kurulunca “Fen Fakültesi Jeoloji Enstitüsü” ne verilmiştir. Daha sonraları, toplanan yeni malzeme ve Abdülhamit’in sarayda bulunan çok güzel ve kıymetli maden ve fosil koleksiyonu ile birleştirilip zenginleştirildikten sonra Vefa’da Jeoloji Enstitüsü olarak kullanılan Abdülkerim Paşa konağına konmuştur. 28 Ağustos 1918′de meydana gelen Vefa yangınında enstitünün bütün kitap ve koleksiyonları yanmış ve bu müzeden geriye hiç bir şey kurtarılamamıştır.

    Dr. Abdullah Bey; Leopoldino-Carolina İmparatorluk Akademisi (Academia Caesarea Leopoldino-Carolina), Padouene’deki Bilim ve Sanat Akademisi, Rovigo Bilim Akademisi, Erfurt Krallık Akademisi, Erlangen Tıp ve Fizik Derneği ile Altenbourg, Leipzig, Dresden, Moskova, Freiburg, Pesth, Breslev, Regensburg Doğacılar Derneği, Münih Politeknik Derneği, Paris ve Londra Entomoloji Dernekleri üyesi olmuş; III. Joseph ve Avusturya liyakat madalyaları ile ödüllendirilmiştir. Aynı zamanda Kızılay’ın kurulmasında da büyük çabalar sarf etmiş olup, Kızılay’ın kuruculuk şerefi kendisine tanınmıştır.

    75 yaşında çalışırken öldü

    Dr. Abdullah Bey, 1874 yılının Ağustos ayında Üsküdar-İzmit arasında yaptığı bir arazi çalışması esnasında, bütün gün güneş altında çalıştıktan sonra, bir apopleksi ile yıkılmış ve bir kaç gün sonra (30 Ağustos 1874) İstanbul’da Kalyoncu Kulluğu karşısındaki kira ile oturduğu evinde hayata gözlerini yummuş ve cenazesi Defterdar camiinin kabristanına gömülmüştür. Dr. Mustafa Münif Paşa bu acı kaybı not defterinde şöyle dile getirir; “Anadolu Şimendüfer hattı hadidinin güzergahında arazinin tetkikatı jeolojisininde bulunduğu esnada meşaku tabu ve firden terki hayat etmiştir…”

    Mezarı kayıp, ismini cismini bilen yok

    Hayatı savaşlar, sürgünler, sarsıntılar içinde geçen ve ömrünü insanlığın bekasına vakfeden bu cefalı Bilim adamı Osmanlıya olan sadakatını ve sükran duygularını da müslüman olduktan sonra başındaki fesi hiçbir zaman çıkarmayarak göstermis. Batı’da çok büyük bir söhreti ve yüksek bir itibari olan eski adını da müslüman olduktan sonra menfaat icabi dahi olsa hiç kullanmayan Dr. Abdullah Bey’e Türk insanı ve hatta Kızılay derneği sahip çıkmamış ve çıkmamaya devam ediyor.

    Prof. Dr. Ekrem Kadri Unat (1975),  “Macarlı Miralay Dr. Abdullah Bey’in Hayatı ve Türk Tıp Zoolojisindeki Yeri”  (Türk Mikrobiyoloji Cemiyeti Dergisi. Cilt:5, Sayı:1-2, Sf:7-18) isimli makalesinde verdiği  bilgilere göre; 1975 yılının Mart ayında mezarını aramak için adı geçen mezarlığa gitmiş ve karayolları tarafından yol genişletme çalışmaları esnasında birçok mezarın kaybolmuş olduğunu öğrenmiş. Bu durum karşısında derin bir üzüntüye kapılan Prof. Dr. Unat şu satırları düşmüştür; “Umudum, kurucusu olduğu Türkiye Kızılay Derneği’nin ona bu camiinin geri kalan kabristanında sembolik bir mezar yaptıracağındandır.”

    Dogatarihi.net sitesinde, Dr. Abdullah Bey’ile ilgili makalede, site sahibi Kadir Boğac Bunt şu acı gerçekleri dile getiriyor:

    Şahsen Kızılay’ın böyle bir teşebbüste bulunup bulunmadığını bilmiyorum. Lakin kurucusu olmasına rağmen şu an Kızılay’ın web sayfasının tarihçe bölümünde Dr.  Abdullah Bey’in ismi ve resmi bulunmamaktadır. Yine eski kaynaklarda Ankara’da, Kızılay meydanında Dr. Abdullah Bey’in bir büstünün olduğundan bahsedilmektedir. Ben 1990 yılından beri Ankara’da olmama rağmen böyle bir büst görmedim.

    Tıp tarihçisi Prof. Arslan Terzioğlu’nun verdiği bilgilere göre, Dr. Abdullah Bey öldüğünde Eyüp Defterdar Camii haziresine gömülüyor. Ancak Menderes döneminde hazire yol yapımı nedeniyle küçültülürken mezar başka bir yere naklediliyor. 1994 yılında tarihçiler Abdullah Bey’in ölümünün 120. yılı nedeniyle bir toplantı düzenliyor ve alınan kararla Eyüp’teki mezarını  yeniden inşa ediyorlar. Kemikleri eski yerine koyup, mezar taşını yeniliyorlar. İki yıl sonra belediyeler yine rahat bırakmıyorlar ve Dr. Abdullah Bey’in kemiklerini Eyüp’ten alınıp başka yere taşıyorlar, kabrini dümdüz ediyorlar. Kızılay’ın kurucusu bu büyük bilim adamının kemiklerinin nereye defnedildiği ise bilinmiyor.

    Dr. Abdullah Bey Avusturya’da Türkiye’de olduğundan daha iyi tanınıyor. Unutmaya ve unutturmaya çalıştığımız medar-ı iftiharlarımızı ne zaman hatırlayıp af dileyeceğimiz meçhul ancak mimarına sahip çıkmayan bir kuruluşun ihtiyaç duyduğu ilgiye ilelebet kavuşamayacağı malum…

    Emine Karahocagil Arslaner

    (Özel haber olarak 12 Haziran 2008’tarihinde www.dunyabulteni.net sitesinde yayınlanmıştır)

    Etiketler:

    Yorum Yapmak İster misin?

    Yorum Yaz

    Yorumlarınızı Paylaşırken

    Yorumlarınızı politik,kırıcı,kaba yazmamaya özen gösterin başkalarını taciz edebilecek laflardan kaçının.Kriterlere uymayan yorumlar onaylanmıyacaktır.

    Lütfen bizimle bilgilerinizi doğru şekilde paylaşın sitemiz size Kesinlikle spam mailler göndermez