"Enter"a basıp içeriğe geçin

Başörtüsü aidiyetin işaretidir

Die Presse gazetesine verdiği röportajda Vatikan’ın kadın aleyhtarı tutumlarını değerlendiren Kardinal, teslis inancında yapılabilecek farklı yorumlarla Müslümanlar ve Hıristiyanlar arasındaki münakaşaların sona erdirilebileceğini söyledi.

çev. : Emine Karahocagil Arslaner

Soru: II. Vatikan ruhaniler meclisi kilisenin kapılarının açıldığını ilan etmişti. Bugün kapıların yeniden kapatıldığını görüyoruz. Yönetimde olanlar büyük bir çoğunlukla, dışarı açılmadan ziyade, içerde yeniden yapılanmanın doğru olacağını düşünüyorlar. Ne dersiniz?

Martini: Ruhaniler meclisinden (Konsül) ayrılmaya yönelik bir temayül söz konusu, evet. Artık büyük bir cesaretten ve güçten bahsedemeyiz. Bazı değerler bağımsızlığın ilk dönemlerinde kaybedildi. Kilise bu kayıplardan mütevellit çok zayıfladı. Meclisteki münakaşalar da büyük enerjilere mal oldu. Buna rağmen sıcak tartışmalara ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Her köklü değişiklik, yeni kurbanlara mal olsa da ve ifrata varan tutumları tümüyle engellemek mümkün olmasa da, Konsül’ün çizdiği perspektife inanıyorum. Korku içinde kapıları kilitlemek yerine modern dünyayla diyalog için adim atılmıştır.

Kilise adamları kadınlardan özür dilemek zorundadırlar

Soru: Modern kadınlar kilisede erkek tahakkümünü tenkid ediyorlar. Kadınların gözden uzak durmaları, kadın ve günah kavramlarının birleştirilmesi gibi… İncil üzerinde çalışan ve İncil’i yaşayan bir insan olarak bu konuda neler söylemek istersiniz?

Martini: Bazı bay ve bayan arkadaşlarımız feminist şikâyetlerini İncil’le ilişkilendirmeye çalışsalar da, İncil’in bu soruyu cevaplamakta bize yardım edeceğini düşünüyorum. İncil’in erkekler tarafından yazıldığını söylüyorlar ve tabi, erkeklerin tebliğlerde ve rivayetlerde ön plana çıktıklarını iddia ediyorlar. Çok doğru, farklı zamanlardı… Ancak şu var ki, İncil’de kadınlara şimdi olduğundan daha çok teveccüh gösteriliyor. Kadınların İncil’deki izlerini takdir edebilmek büyük bir dikkat istiyor. Büyük bir ihtimalle erkekler tarafından işlenen hatalar olmuştur; metinlerde yer almamasına rağmen Meryem Ana’yı günahkâr ya da hayat kadını olarak aşağılamak gibi. Her gün artan bir çoğunlukla, Kilise’de ve toplumsal hayatta kendinden emin bir duruşla öne çıkan kadınlara umutla bakıyorum. Kilise adamları, artık bir ortak olarak gördükleri kadınlardan özür dilemek zorundadırlar. Geçmiş yıllarda kadınlar büyük savaş verdiler, bir miktar feminizme ihtiyaç vardı. Erkekler hemen bu durumdan ürkmemeliler. “Kadınlar erkek istiyor, pısırık değil” demişti bana heyecanlı bir bayan, şaşırtıcı bir açık yüreklilikle. Kilise yönetimine gelince, bu konuda sabır rica ediyorum. Zaman geçtikçe kadınların sundukları imkanları keşfedecekler. Bu sorunla ilgili değişik kiliselerin farklı tempolarla hareket etmeleri düşündürücü. Bizim kilisemiz biraz çekingen davranıyor.

Kilisesinde kadınlara görev veren Canterbury piskoposuna destek verdim

Soru: Gidişat nasıl ve nereye doğru olacak?

Martini: Bütün kiliselerde, her gün daha fazla kadının yönetimde görev aldığı görülmektedir. İlave edeyim ki, bu güzel gelişme bir zaruretin ve ruhani kanaatlerin sonucudur. Kadınların cemaatlerin yönetiminde bulunmaları İncil’de anılan bir gelenektir. Pavlus için çalışan, cemaatini yöneten kadınlar geliyor aklıma… Yeni Ahit’te Diyakonlar’a rastlıyoruz. Diyakonlar ilk kurulan kiliseden Ortaçağ’a kadar hep var olmuşlar. Doksanlı yıllarda Canterbury piskoposunu ziyaret etmiştim, kendisi eskiden İngiliz kiliselerinin kardinali idi. Kilisesinde kadınların göreve getirilmesinden dolayı gerginlikler yaşanıyordu. Ona, atıldığı bu riskten dolayı cesaret verdim. Onun bu hareketi bize, kadınlara daha adil davranmamız konusunda yardımcı olacaktı. Protestan ve Anglikan kiliseleri kadınları takdis ediyorlar ve böylece Hıristiyanlara somut bir şeyler veriyorlar diye mutsuz olmamalıyız.

Kur’an adil insanları “Tanrı’dan korkanlar” olarak zikreder

Soru: İslam, politik ve dini anlamda Avrupa’ya meydan okuyor. Bizde kilise İslam’ın karşısında ne gibi görevler üstlenmiş durumda?

Martini: Üç büyük görevi var: İlk olarak, Hıristiyanların kafasındaki ön yargılar yok edilmeli. Teröristler Kur’an’dan destek alamazlar. Radikaller her yerde var. Eğitim ve ilerlemelerle yok edilebilir bunlar. Burada Hıristiyanlar için çok aktüel bir görev var; bir ev sahibi olarak adil davranmak. Örneğin, göçmen ailelerin çocuklarının okul ve dil sorunları. İkinci olarak, dinlerimiz arasındaki farklılıklara bakalım. Müslümanlar ve Hıristiyanlar arasındaki münakaşalar teslis konusunda yapılacak farklı yorumlarla izale edilebilir. İncil’den ve Kur’an’dan hareket ederek temelde buluşabiliriz. Aynı şekilde, İslam ve Yahudilik de köken olarak yakındırlar birbirlerine. Biz Hıristiyanların İslam’la olan ilişkilerinde açıkça görüldüğü gibi, devamlı bir tek Tanrı inancına davet söz konusudur. Üçüncü olarak pratiğe bakmamız gerekiyor. Müslümanlar ve Hıristiyanlar arasında geçen diyaloglar, karşılıklı gösterilen misafirperverlik… Müslüman dostlarımızı ibadet için kiliseye davet etmeliyiz ve camide ibadet ederken onları ziyaret etmeliyiz. Bu tecrübeler bize, nasıl Hıristiyanlık Yahudiliğin bir devamı ise, İslam’ın da sadece Hıristiyanlığın bir devamı olduğunu fark ettirecektir. Monoteist dinlerin birbirlerine olan yakınlığı mukaddes kitabın bir kavramı olan adalet kelimesiyle kavranır: Adalet Tanrı’nın sıfatlarından biridir. Adiller sosyal eşitsizliklere karşı savaşırlar. Kur’an adil insanları “Tanrı’dan korkanlar” olarak zikreder.

Başörtüsü aidiyetin işaretidir

Soru: Bir Katolik piskopos olarak minare yapılmasını ve öğretmenlerin başörtüsü kullanmalarını onaylar mısınız?

Martini: Minareler Müslümanları ibadet için camiye çağırabilmek amacıyla kurulmuş ek binalardır. Ne kadar Müslüman’ın o cemiyette yaşadığı önemlidir. Eğer sayıca çoksalar minareye ihtiyaçları olacaktır. Benzer bir şekilde, eğer Hıristiyanlar çok ise onların da kilise çanına ihtiyaçları olacaktır. Hıristiyanlar da eğer sayıca çok değillerse, eğer diğer inanç sahiplerinin arasında bir azınlığı oluşturuyorlarsa kilise çanı talebinde bulunamazlar. Başörtüsü bir aidiyetin işaretidir. Buna karşı değilim. Bir öğretmenin ya da öğrencinin okulda başörtüsü takıp takamayacağı sorusunun muhatabı devlettir. Tabi, demokrasilerde büyük dinî cemaatlerin tümüne eşit muamele edilir.

 

(27 Şubat 2008 tarihinde www.timeturk.com sitesinde yayınlanmıştır)

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir