İnce hastalık: Özdemir İnce

Ömrünü; sathi nüktelerle, boşboğazlıklarla, ötekinin berikinin aleyhinde çekiştirmelerle geçirmiş saçma sapan adamların elini ayağını öptüren “yaşlılara hürmet” saplantımız genellikle; gelenek karşıtı, laik ve modernist cenahda çıkıyor karşımıza. Bu cenahın matbuatında köşe sahibi olanlar, 70 yaşını devirdikten sonra da sallanan sandalyelerinde sızlayan dizlerine battaniyeyi dolayıp tesbih çeker gibi klavye tıngırdatırlar. Yaş ilerleyince; beyinler sulanır, hafızalar körelir, [...]

Devamını Oku...

İclal Aydın’dan destek

Vatan gazetesi köşe yazarı İclal Aydın blog yazarlarına destek verdiği yazı dizilerinden birinde yüksekökcelerden memleket manzaraları bloğunu tanıtırken, blogdaki bir röportajımızdan övgüyle bahsetti. İnternet ve blog yazarları adına İclal Aydın’a, köşe yazarlarının hasret bıraktığı duyarlılığa kavuşturduğu için teşekkür ediyor, darısı diğerlerine diyorum…
yazıya ulaşmak için tıklayın

Devamını Oku...

Kır zincirlerini Türkiye!

Yoksul evlerimize düşen ateş, karanlık şatoların mutfaklarında vampirlerin şerefine verilen ziyafet hazırlıkları için ateş olmaya devam ediyor. Topuklarımıza sıkarken alınlarından kurşunlanan mayası bozuk zibidiler, silahlarını göğsümüze doğrultabilecek kadar sağlam siperlere sahipler artık. Kalbimize nişan alıp, İstanbul’un ortasında bebeklerimizin üzerine bomba yağdırarak İsrail’e hulus çakıyorlar.
Dişlerinden sızan kana salyaları karışırken;
‘Arkandayız [...]

Devamını Oku...

Olmadı Hakan Albayrak, olmadı

Bir zamanlar “inanmak”, “merhamet”in göbek adıydı. Kapımıza gelen her dilenciyi Hızır bildiğimiz için, ipini koparıp yolunu bulan dilenci olup ekşirdi başımıza. Bakır tencerelerde pişen yemeklerimiz önce mahalleye dağıtılırdı. “Elaleme koktu” derken, bize de koktuğu unutulurdu. Aç kalırdık icabında ama aç bırakmazdık…
Bir zamanlar “inanmak“, “mücadele“nin göbek adıydı. “Ölmek var, dönmek yok” derdi erkeklerimiz kapıdan çıkarken [...]

Devamını Oku...

Adem; ilk insan mı yoksa ilk peygamber mi?

“Evrim“, Yiğit Bulut’un derin dondurucusunda kötü gün için sakladığı hazır pişmiş temcit pilavı. Gündemin durgunlaştığı, dumanı üstünde yemek servisi yapamadığı günlerde yalap şalap ısıtıp sürüyor önümüze. Aslında zekice bir buluş. Evrim konusu çetrefilli bir mevzu ve televizyona çıkıp aleyhinde atıp tutmak, yerin dibine batırmak için can atan çok sayıda düşmanı var. Yiğit Bulut herşeyden önce [...]

Devamını Oku...

‘Yuksekokcedenmemleketmanzaralari’ sitesinde hasbihal

‘Yuksekokcedenmemleketmanzaralari’ blog yazarı arkadaşımızla çok güzel bir söyleşi yaptık…
Söyleşiye ulaşmak için tıklayın

Devamını Oku...

Evlere arkalarından girmek iyilik değildir (Bakara, 189)

Deniz Baykal’ın gayri meşru bir ilişkisini anlatan mahrem görüntülerin yayınlanmasıyla birlikte gündeme gelen „ahlak“ tartışmaları ülkemizdeki müzmin kavram karmaşasını yeniden su yüzeyine taşıdı. Baykal’ın evli bir kadınla ilişkiye girmesi miydi ahlaksızlık, yoksa asıl ahlaksızlık „bir insanın en mahrem mekanının, yatak odasının anahtar deliğine gizli kamera dayamak“ mıydı?
Olayın kahramanlarının ideolojik aidiyetlerine ve ahlaksızlığı yapanların muhafazakar duruşlarına [...]

Devamını Oku...

Ey yeşil sarıklı ulu hocalar!

Ey yeşil sarıklı ulu hocalar bunu bana öğretmediniz
Bu ahlaksız terakkiye karşı bana birşey öğretmediniz
Kadının örtüsünün siyasi rant malzemesi yapıldığı
Günlere geldik, bunu bana öğretmediniz
Hükümdarın örtülü kadınları oy savaşçısı yaptığı
Ama tahta geçince ufak ufak mutfağa yolladığı vakitlere erdim
Bunu bana söylemediniz
Müslümanlar zengin oldu ama yoksulu unuttular
Bunu bana öğretmediniz
Kardeşim Ebu Zer aç çocukları
Neden doyurmam gerektiğini anlatmıştı
Ben de gün geçmez [...]

Devamını Oku...

“Kral çıplak” diyen çocuğu susturmayın!

Üç yıl önceydi. O zamanlar üç yaşında olan kızımı anaokulundan almış, eve gelmiştim. Arabadan inip el ele, evimize doğru ilerliyorduk ki arkamdan bir ses duydum. “Frau Arslaner!” diye seslenen kişi karşı komşum bayan Müller’di. Her zamanki güler yüzlülüğünü muhafaza ederken, yaşlı bedeninin izin verdiği ölçüde adımlarını hızlandırmaya çalışıyor, bana doğru yürüyordu. Onu yormamak için kızımı [...]

Devamını Oku...

Siirt’de insanlığın ırzına geçtiler

Siirt tabelasının önünde bekleyen Sulh ve ceza mahkemesinden bir yetkili içeri girmek isteyen gazetecileri durdurmak için parmağını dudaklarına götürüp “susun!” diyor. “Susun çünkü içerde insanlık uyuyor!”. “Uyansın o zaman!” diye sesini yükseltmeye kalkışanlara tecavüz mağduru kız çocuklarını işaret ederek, “onlar için iyi olmaz!” tehdidinde bulunuyor. “Bırakın uyusun insanlık, çünkü tecavüzcü tayfanın yeni kurbanlara, ataerkil hükümranlığın [...]

Devamını Oku...

Hoşgeldin!

Çorak bir toprak nasıl karşılarsa yağmuru…
Bir mahkum nasıl selamlarsa güneşi, taburcu olacağı günün sabahında.
Öyle kucakladık; önce göz bebeklerimize, sonra ruhumuza, sonra aklımıza dolaşan gölgeni…
Hoşgeldin!
Bak, şafak söktü yeniden!
Bak, cemre düştü ve filiz verdi şu kıraç topraklarımıza en ümitvar dualarla ektiğin ilk servi.
Ansızın vurdu ıssız kıyılarımıza, bir kutlu mağaranın karanlığında içine davetkar türkülerini doldurup [...]

Devamını Oku...

Rahibe Clara mı, başörtülü Büşra mı?

O gün, kayıt yenileme işlemlerinde kuyruğa takılmamak için sabahın erken saatlerinde gitmiştim okula. Koridorları temizleyen bir hanım teyzenin „sen yeni mi başladın kızım?“ sorusunu gülümseyerek „hayır teyzecim, kaydımı yenileyecektim“ diye cevapladığım anı unutamam. Teyze gururla yüzüme baktı ve „aferim kızım!“ dedi. Kayıt işlemlerinin biraz daha geç başlayacağını aynı teyzeden öğrenince okula yakın alışveriş merkezinde vakit [...]

Devamını Oku...

Türk dizilerindeki kadın aleyhtarlığı

„Vaktiyle büyük bir devenin bir başı varmıs
Başsız deve olmaz ya, masal … neyse”
Tevfik Fikret
Türk insanına“z” harfinden başlayarak alfabeyi öğretsek daha büyük bir başarı sağlarız, zira bizim kafamız ters çalışır.
Örnek verelim;
Dünyada; önce dinlenilir sonra konuşulur. Türkiye’de; önce konuşulur, sonra konuşulur, hep konuşulur…
Dünyada; önce tanışılır sonra evlenilir. Türkiye’de; önce evlenilir sonra tanışılır.
Dünyada; önce emek verilir sonra kazanılır. [...]

Devamını Oku...

Türk Okulları; iyilik mi, yatırım mı?

Zordur internette köşe yazmak… Sağlam sinirlerin ya da büyük dertlerin sahibi olmanız gerekir.
Suya sabuna dokunmaktan korkmuyor, velhasıl temizliği seviyorsanız; içinizden geldiği, aklınıza düştüğü, ruhunuzu titrettiği şekilde yazmak, derdinizi anlatmak ihtiyacı içindeyseniz, taşın altına yüreğinizi sürmüşseniz yani ve porselen mağazasına giren file bayılıyorsanız, çok zordur bu meydanda at koşturmanız…
Zordur çünkü internette yazmak ulusal basında nutuk irâd [...]

Devamını Oku...

Başbakanım, Türk okulları çare değil!

Alman Şansölye Angela Merkel’in Türkiye ziyareti „Türk okulları“ konusunu yeniden gündeme getirdi. Başbakan Erdoğan’ın daha Merkel ülkeye gelmeden başlattığı salvolar Alman politikacılar tarafından ustaca bertaraf edildiler. Başbakanın tecrübeli bir siyasetçi olarak, Türk okulları(!) konusunu Türkiye’deki güncel açılım politikasına tahvil edebilmek için kullanmaya çalışmasını anlayabiliyoruz ancak takdir edemiyoruz.
Erdoğan’ın 2008′de Kölnarena’da yaptığı konuşmasında sarfettiği yanlış kelimeler Almanya [...]

Devamını Oku...

Muhafaza edemeyen Muhafazakar hafiza

Duvarlar arasina salmis aklini bekliyordu
Bir cöl sabriyla bekliyordu,
hafizani islatacak tuzlu harfleri
sanki ilk görüsündü onu, tutuldu dilin
o kac yildir burada,
burada ve bitkin
bitkin, bezgin ama cokca belirgin
bildigi bütün devrimleri mirildanarak
sana yara izlerini gösteriyordu
En muhafazakar yanindan esiyordu, cok hain
biliyordu bütün hava akimlarini beyninin
sana “a” diyordu,
sen “z” den baslasak diyordun
bellegindeki bütün tesbih tanelerini toplayarak
bir girdabin dumanli rüyasinda
aklinin duvarindan indirmeye [...]

Devamını Oku...

Töre mi, bozuk zihniyet mi yoksa yanlış anlatılan din mi?

Türk televizyonlarının hiperaktif anchormanlarından Fatih Altaylı’nın Cübbeli’den sonraki yeni müslüman kahramanı Bayraktar Bayraklı hoca gerçekten çok renkli bir karakter… Geçtiğimiz günlerde Fatih Altaylı’nın konuğu olan, sevimli bir karadeniz şivesiyle konuşan Bayraktar hocayı ilk defa dinledim ve işte izlenimlerim…
Önce, hanımlarını Allah’ın izni ile dövmek isteyen efendilerimizin hizmetindeki ulemanın, yıllardır “dayak”la ilgili fetvalarında tepe tepe kullandıkları Nisa [...]

Devamını Oku...

8 Mart ve modern kadın

Bugün 8 Mart dünya kadınlar günü.
Kadının „doğurgan“, yani „üreten“ biyolojisine yabancı bazı bünyeler; sözde sosyalizmin, özde modernizmin etkisi altında kalarak ev kadınını tüketici sınıfına dahil ettikleri için, giriş cümlemizi ‚8 Mart dünya emekçi kadınlar günü’ şeklinde değiştirmemizi isteyeceklerdir.
„Emekçi kadın kimdir?“ diye soracak olsak, alacağımız cevap da öteden beri aynıdır: üreten kadın. ‚Ev kadını üreten kadın [...]

Devamını Oku...

Konumuz İnfak (3)

Kapitalist hegemonyanın en ucuz taktiklerinden biri olan “eskisini getir, yenisini götür“ kampanyaları yerini, „yenisini getir, daha yenisini götür“ sloganına terketmişti ki, birden bire bu meşhur kurabiye canavarının tüketici kimliklerin vucud iklimlerini ara sıra hafif hafif dalgalandıran „yardımlaşma“ güdüsünü keşfettiğine şahit olduk.
Hollanda’da bir halı mağazasının başlattığı kampanyanın reklam spotu aynen şöyle; „eskisini bağışla, yenisini götür“ [...]

Devamını Oku...
  • ediker18: İyiliğin reklamı yapılır mı? Sorusu zor bir değil en azından. Cevabı basit. Buna parantezler açılabilir mi? nüansları var mı üzerinden kafa yorulabilir belki. Biraz da ibadetin gizli ya
  • ediker18: Hanımefendinin infakla bir problemi yok pek. En azından o öncelikli gibi durmuyor. Problem mal sahibi olmayı bir ayrıcalık olarak kabul etmekte. Ve sanki kapıda biraz da kibir duruyor gibi. Gur
  • ediker18: Ekonomilerin kendine has işleyişleri olduğuna ve idare edenlerinde ona müdahale konusunda ellerinde çok fazla enstüraman olmadığına inanmışımdır. Kontrolsüz bir piyasa, sosyal devletten