Yükleniyor..

Emine Karahocagil Arslaner

İnşa yayınları

Web sitemizde, 10 kategori'de, 199 adet makaleye yazılmış, 29 yorum bulunmaktadır.

    0

    Arap Çöllerinde Alman Bir Şeyh

    Facebook'ta Paylaş ~ Twitter'da Paylaş ~ Friendfeed'ta Paylaş ~ Google'da Ara ~ Yorum Yap!

    Müslüman oldu ve kendini „Almanlar’in şeyhi“ olarak tanıtarak bir bedevi çadırında dört yıl yaşadı. Asistanlığını yapan yahudi kızın hayatını kurtardığı için İsrail tarafından „righteous among the nations “ (Uluslararası dürüst insanlar) ünvanıyla ödüllendirildi. Hitler hükümetine hizmet ettiği ileri sürülerek verilen paye geri alındı. İsrail’in olduğu kadar, müslümanların da kafasını karıştıran ilginç bir Alman Antropolog Ludwig Ferdinand Clauss… Müslüman adıyla; Muhammed Ferid El Almani, Alman bedevilerin şeyhi.

     

    Sene 1927, sıcak bir yaz günü. Sadece kıyafetleriyle değil, beden diliyle de bir bedeviden ayırt edilemeyen genç bir adam Mitgal Pasa’nın çadırına ayak bastı ve Beni Zaher kabilesinin reisine  kendisini şöyle tanıttı; Selamun Aleyküm. Ben Almanl bedevilerin şeyhi, Muhammed Ferid El Almani.

     

    Bu adım dört yıllık bir beraberliğe de atılan ilk adımdır. Alman Psikolog ve ırk teorisyeni, ünlü Alman filozof Edmund Husserl’in öğrencisi Ludwig Ferdinand Clauss bu çadırda ömrünün dört yılını geçirecek ve Nazi yönetiminin sağladığı maddi destekle Arap ırkının ruh alemini, genetik kodlarını ve fitri alışkanlıklarını inceleyecektir.

     

    İsrail’in „soykırım şehitlerini ve kahramanlarını anma‘ idaresi olarak bilinen Yad Vashem‘in, asistanı Margarete Lande’yi Brandenburg’daki çiftliğinde saklayarak tehcirden kurtardığı için verdiği ödülü 15 yıl sonra (1992 yılında) geri alması aslında, Clauss’un hayatının ne büyük ikilemlerle dolu olduğunun bir belgesidir. Araştırmacı kişiliğini, Şark’a duyduğu sempatiyle destekleyerek, dönemin sağladığı imkanları da bohçasına koyup kendini çöllere vuran bu mütecessis ruhun bir başka özelliği ise „ne İsa’ya ne Musa’ya yaranamayanlar“dan olmasıdır. İkinci dünya savaşından önce bir yahudiyi kurtardığı için meslekten men edilir ve eserlerine neşir yasağı konulur. Savaştan sonra ise Naziler’in kıyıcı ideolojisine bilimsel katkı sağladığı öne sürülerek faşist ilan edilir ve mesleğini icra etmesi engellenir.

     

    Ludwig Ferdinand Clauss kimdir?

     

    Clauss, 8 Şubat 1892 yılında Almanya’nın Offenburg şehrinde dünyaya gelir. Babası yargıçtır. Liseyi Freiburg’da bitirdikten sonra Üniversiteye de burada devam eder ve Freiburg üniversitesinde Felsefe, Psikoloji ve İngiliz Filolojisi okur. Dört yıl ünlü Alman Filozof Edmund Husserl’in asistanlığını yapar ve onun rehberliğinde doktorasını yazar. Husserl’in önerdiği „Wilhelms von Humbolts’a göre dil felsefesi“ konulu Doçentlik tezini ise yarım bırakır.

     

    1923 yılına kadar çeşitli derneklerde ve teşkilatlarda görev alır. Bir ara Norveç’de tarım işçisi olarak çalışırken görülür. Ardından gemici olarak Danimarka ve İsveç sahillerine doğru yelkenlerini açar. Uzun bir süre mihrakını arayan güneş gibi ordan oraya savrulup, yalpa vurduktan sonra Balkanlar’a atar kendini ama fazla duramaz.

     

    Kudüs’e yolculuk

     

    1927 yılında seyahatlarinin finansamanlığını yapan Alman asilzadelerinden Prens Friederich Wilhelm’in onayı ile, Freiburg Üniversitesinde tanışdığı musevi kız Margarete Lande ile birlikte Doğu’ya doğru sefere çıkar. Bir süre Damaskus’da kalır ve rotayı Kudüs’e doğru kırar. Güneş bu yolculuklar sırasında mihrakını bulur ve Clauss ihtida ederek müslüman olur. Kudüs’de aldığı gezi notlarında şehrin İngiliz sömürgesi altında ve Siyonist mültecilerin istilasıyla sanayileştiğini yazar. Yazara göre Siyonistlerin Filistin’e göçü, Batı’nın Doğu’yu işgaliyle aynı anlamı taşımaktadır. Yabancı kültürel parametreler, yerleşik algıyı şaşırtmakta ve doğal dokuyu bozmaktadır. Batı Doğu’ya, Doğu da Batı’ya müdahale etmemeli, her kültür kendi toprağında ve kendi doğal harmonisinde yeşermelidir. Clauss Kudüs’te aldığı notlarda İslam ülkelerini siyonist istilasına karşı uyarır ve bu gidişata “dur” demeye çağırır.

     

    Bir Bedevi olarak Bedeviler’le birlikte sürdürülen dört yıl

     

    “Oryantalizm” kitabının yazarı Edward Said “Doğu’yu inceleyen kişi ister Avrupalı olsun, İster Amerikalı olsun, kendi gerçeğinin zorladığı temel kuralların dışına çıkamaz” der. Clauss Edward Said’le aynı görüstedir ve Şark’ı doğru tetkik edebilmek için Şarklı olmaya karar verir. Birçok meslekdaşının uyguladığı kafa tası ölçümleri gibi metodlardan nefret eder. En mühim eserlerinden bir olan “Rasse und Seele” (Irklar ve Ruhlar) kitabında düşüncesini şu cümlelerle özetler;

     

    Jede Rasse trägt ihre Wertordnung und ihren Wertmaßstab in sich selbst und darf nicht mit dem Maßstab irgendeiner anderen Rasse gemessen werden.

     

    Her ırkın kendine ait bir değerler sistemi ve değerler cetveli vardır. Bunlar bir başka ırka ait değerler cetvelleri ile ölçülemezler.

     

    Ve Clauss sadece kıyafetlerini değiştirmekle kalmaz, adeta mistik bir metamorfoz yaşar ve kendini bütün bedeni ve ruhuyla bir bedevi gibi algılamaya çalışır. Ürdün çöllerinde ikamet eden bir göçebe Arap kabilesine dört yıllığına iltica eder, çünkü Clauss’a göre yalnızca çölde yaşayan bedevi Araplar gerçek Arap soyunun bütün yerli özelliklerini korumayı başarmışlardır. Bir bedevi çadırında tıpkı bir bedevi gibi değil, bir bedevi olarak yaşayan Clauss , burada Arap ırkının ruhani dünyasını gözlemler ve bu dünyaya has ıstılahları çözümlemeye gayret eder. Clauss asistanı Margarete Lande’yi de kabileye„Meryem hanım“ olarak tanıtmıştır . Lande özellikle bayanların çadırlarında yapılması gereken araştırmalarda Clauss’a yardımcı olur.

     

    Yuvaya dönüş ve hızla yükselen kariyer

     

    Ülkesine geri döndükten sonra, ırk araştırmaları sahasında bastırdığı birbirinden ilginç kitaplarla Almanya’da “Rassenseele“ (ırkların ruhu) ekolünü kuran bilm adamı olarak tarihe geçer. Bu kitaplar arasında bedeviler‘le birlikte geçirdiği günleri anlattığı „Bir bedevi olarak bedeviler’in arasında“ isimli eseri büyük yankı uyandırır. Clauss, Alman ırkının yabancı neseblerden temizlenerek kendi nordik özüne geri dönmesi gerektiğini talep ediyor ancak aynı ideolojiyi paylaştığı düşünülen diğer Alman ideologların aksine; hiçbir ırkın bir diğerinden üstün olmadığını, sadece birbilerinden farklı olduklarını haykırıyordu.

     

    İslam’ın ve Nasyonal Sosyalizm’in birbirine çok yakın dünya görüşlerine sahip oldukları iddiasını da taşıyan aykırı bilim adamı, SS vakfının sunduğu özel bir teklifle „Savaşta ırklar“ araştırmasında yer alır ve Bosna’da bulunan SS birliğini „müslümanların ve Arap ırkının savaş algısı“ konularında bilgilendirir. Bütün bunların yanısıra, aynı zamanda gezileri sırasında edindiği, Güney Asya ve Çöl insanlarıyla ilgili bulgular üzerinde teferruatlı araştırmalar yapmaya devam eder. Eserlerinde sık sık Sami ırkıyla Arap ırkı arasındaki farklara vurgu yapan Clauss, Sami ırkının Güney Asya ırklarından olduğu ve Araplar’dan tamamen farklı olduğu görüşünü taşıyordu. Onun bu hassasiyeti İktidardaki despot yönetimin savunduğu kriterlerle de örtüşüyordu. Müslümanları ürkütmekten şiddetle imtina eden Nazi yönetimi gibi, Clauss da çalışmalarında „Antisemitizm“ ifadesi yerine, „yahudi karşıtlığı“ ifadesini kullanmaya özen gösteriyordu.

     

    Karierin zirvesindeyken gelen kötü haber

     

    Bütün bu araştırmaları sırasında asistanlığını yaparak kendisine destek olan musevi kız Margaret Lande’nin kadirsinaşlığı bile Clauss’ın 1933 yılında Alman Nasyonal Sosyalist Partisine üye olmasını engelleyemez. Clauss  bu kadarla da yetinmez ve “Almanlar’ın hıristiyanlığı terkedip Nordik Arı irkina ait eski inanç ve akaidlerine geri dönmesi gerekir” gibi uçuk kaçık ve ütopik tezleri olan “Hauers Alman İnanç Hareketi” isimli aykırı bir derneğe üye olur. Nordik Zinciri isimli yayın organının yardımlarıyla “Irklar” adı altında bir gazeteyi de çıkartmaya başlayınca, SS vakfına ait “Alman Soy Mirasını Araştırma Kurumu”’nun tam desteğini arkasına alır.

     

    1935 yılında evlenir. Akabinde Doçentlik tezi kabul edilir. Berlin Üniversitesinde dersler vermeye başlar. Kariyerinin zirvesindeyken eşinin yaptığı bir ihbar üzerine, asistanını Brandenburg’daki çiftlik evinde saklayarak toplama kampına gönderilmekten kurtardığı ortaya çıkar. Nürnberg nesep kanunlarına aykırı hareket ederek bir Yahudiyle ilişkiye girmekten dolayı yargılanır, partiden atılır ve meslekten ihraç edilir.

     

    Türkiye‘ye yolculuk

     

    Savaştan sonra da kader kahramanımızın yüzüne gülmez. Lande’nin hayatını kurtarmıştır ancak çalışmalarıyla Faşizme destek olmuş ve Nazi ideolojisine bilimsel malzeme teminatı sağlamıştır. Clauss temyize gider ve dava 11 yıl sürer. 1962 yılında mahkeme Clauss’un Irkçı partiyi desteklediği ancak yine aynı parti tarafından ihraç edilerek maddi manevi zarara uğratıldığı kanaatine varır. Vasatın altında bir emekli maaşı bağlanır ve Alman Araştırma Vakfı tarafından yapacağı seyahatlerin giderleri karşılanır.

     

    Kendisine ait bir karavanla çeşitli Arap ülkerini gezen talihsiz bilim adamı Türkiye ve İran’a da gider. Bu yolculuklar sırasında İslam’ın ırkçılıkla ilgili felsefesini daha sağlıklı kaynaklardan öğrenebilme imkanı yakalamış olmalı ki, bu tarihlerden sonra kaleme aldığı araştırma çalışmalarında ve romanlarında ırkçılığı tamamen reddeder. Seyyid Kutub’dan sitayişle bahsettiği „İslam’ın Dünya Saatleri“ isimli eserinde İslam’a göre ırkçılığın küfür olduğunu ve bir müslümanın asla ırkçı olamayacağını savunur. Müslümanların hurafelerden uzaklaşarak İslam’ın asıl kaynaklarına dönmeleri gerektiğini yazar ve dünyayı Kapitalizm’in kirli çarklarının arasında ancak ve ancak İslam kurtarabilir“ der.

     

    Ludwig Ferdinan Clauss bir ırk araştırmacısından ziyade „Irk, soy, nesep“ gibi konularla ilgilenen bilim dallarında, dolayısı ile Antropoloji alanında kullanılan metodları reforma tabi tutan bir bilim adamıdır. Fizyonomik mimikler geliştirmiş ve ırkların çeşitlerini incelemekten öteye gidemeyen antropologların önünde yeni ufuklar açmıştır.

     

    Hakkında ne dediler?

     

    Hans F. K. Günther’e göre Clauss’un eserleri Antropoloji alanında en önemli referanslardır ve o, „Irkların ruhu“ ekolünün babasıdır. Reinhard Mehring’e göre ise Clauss sadece „Nazi Rasizmi’nin babası“dır. Türkçe‘ye de çevrilen ve Almanya’da İslamla ilgili referansların en önemlilerinden biri olan „Allahs Sonne Über dem Abendland“ (Batı’yı Allah’ın güneşi aydınlatıyor) kitabının yazarı ve Clauss’un öğrencisi olan Sigrid Hunke ise hocasını „ takipçi olduğu kadar, takip edilen bir adamdır. Başkalarından edindiği birikimi artırarak kendisinden sonra gelen nesle intikal ettirmiştir“ cümleleriyle tarif ediyor. „Bir Bedevi olarak Bedeviler arasında“ kitabını 2004 yılında yeniden bastıran Georg Olms yayınevi, Clauss’u okuyucusuna „İkinci dünya savaşı sıralarında İslam dünyasını en iyi tanıyan Antropolog“ olarak tasvir ederek tanıttıktan sonra basılan esere değiniyor ve „yazar sizleri günümüzde kaybolma tehlikesi yaşayan muhteşem bir kültürün derinlerine doğru yolculuğa çıkarıyor“ diyor.

     

    Clauss bir Nazi ırkçısı değildi

     

    Hayatındaki bütün dilemmalara rağmen ortada olan sarih bir gerçek var ki Clauss’un milliyetçilik algısı faşizmle, yani nazi zihniyetiyle birçok açıdan örtüşmemekteydi. Bir yahudi‘ye asistanlık yapmış (Husserl bir yahudiydi) ve bir yahudi‘yi asistan olarak yanında tutmuş ve hatta hayatını riske atarak onu toplama kamplarına gönderilmekten kurtarmış bir insanın yahudi ırkını yeryüzünden kaldırmayı ilkeleyen kanlı bir ideolojinin peşinden gittiğini düşünmek insafsızlık olur. Clauss yaptığı iş ve savunduğu ilkeyi „Irklar ve ruhlar“ isimli eserinde şu cümlelerle özetliyor;

     

    Bizim amacımız milletleri birbirlerine düşman etmek değil; ırklar arasında bilimsel aydınlığa kavuşturulmuş bir anlayışın temelleri üzerinde, onları birbirlerine bağlamaktır.

     

    Almanya’nın unutturmaya çalıştığı, Avrupa’nın tanımadığı bu önemli şahsiyeti Doğu’nun bilmemesi ise büyük gaftır, zira Clauss’un Avrupa’dan ziyade İslam dünyasına verdiği mesajlar son derece anlamlıdır.

     

     Ludwig Ferdinand Clauss’un İslam’ı ve müslümanları anlattığı „Die Weltstunde des İslam“ (İslam’ın Dünya Saatleri veya İslam’ın Evren Bilinci) eseri ise Türkçe‘ye kazandırılmak üzere uzanacak duyarlı elleri beklemektedir.

     

    (Özgün Durus gazetesinde yayinlanmistir)

    Etiketler:

    Yorum Yapmak İster misin?

    Yorum Yaz

    Yorumlarınızı Paylaşırken

    Yorumlarınızı politik,kırıcı,kaba yazmamaya özen gösterin başkalarını taciz edebilecek laflardan kaçının.Kriterlere uymayan yorumlar onaylanmıyacaktır.

    Lütfen bizimle bilgilerinizi doğru şekilde paylaşın sitemiz size Kesinlikle spam mailler göndermez