Yükleniyor..

Emine Karahocagil Arslaner

İnşa yayınları

Web sitemizde, 10 kategori'de, 199 adet makaleye yazılmış, 29 yorum bulunmaktadır.

    0

    Nur suresi ve başörtüsü (1)

    Facebook'ta Paylaş ~ Twitter'da Paylaş ~ Friendfeed'ta Paylaş ~ Google'da Ara ~ Yorum Yap!

    Tek kitabın yerini alan binlerce kitap, tek hakikatin yerine geçen binlerce yarı hakikat hep birlikte aynı nazik seciyeyi hırpalayıp, aynı hassas dengeyi bozdular; Kadını. Toplum şuurunun üzerine itinayla eğildiği mukaddes ifadeler ilahi bağlamlarından koparıldı. İffet, edep, ahlak gibi evrensel insani yücelikler yalnızca kadınlara matuf hasletler gibi telakki edilip, ettirilmek suretiyle bir parça kumaşa kalbedildi. Başörtüsü yaldızlı ifadelerle süslenerek bir kimlik sertifikasına dönüştürüldü. Bu yaldızlı ifadeler Kur-an ayetleriyle de desteklenerek muhalefet edilmesi imkansız ilahi kanunlar silsilesi haline getirildi.

    Artık her kadın başını örtmek zorundadır. Açık bırakılan bir başın karşılığı iffetsizlikle yaftalanmak, ve gazab-ı ilahiye düçar olmaktır. Böyle bir riski hangi kadın göze alabilir?

    Aslında en büyük ahlaksızlık, ahlaksızlıkla itham edilmek korkusuyla ibadet etmek değil midir?

    Müslüman kadın, ilahi tavsiyeyi yerine getirerek Allah’ın muhabbetini kazanmak için mi kapanmalıdır, yoksa böyle bir hükme inanmadığı halde başkaları tarafından yargılanmaktan korktuğu için mi?

    Riyakarlık başörtüsüyle örtbas edilebilecek kadar küçük bir günah mıdır?

    Konuya antik çağdan başlamak üzere, örtünme ihtiyacının insanlık tarihine düşürdüğü izdüşümleri takip ederek giriş yapalım.

    Giyinmek insani bir ihtiyaçtır

    Giyim, insanlık tarihinde yeme ve içme gibi insanoğlunun en zaruri günlük ihtiyaçları arasında kendisine çok sağlam bir yer edinmiştir. Bu durumun en mühim nedenleri doğal şartlar ve iklimlerde gizlidir. İklimi soğuk coğrafyanın insanı kadar, sıcak iklime sahip çöl insanı da giyinmek zorunda kalmıştır, çünkü üşümek kadar yanmak da ancak kıyafetle önlenebilecek bir tehlikedir.

    Giyinmenin bir başka gerekçesi de temizliktir. Vucuttan atılan toksik artıklar ciltte nemli bir tabaka oluşturur. Ter; toz, toprak gibi dışardan nufuz eden maddelerin bedene yapışmasına ve vucudun kirlenmesine yol açar. Bedendeki bu doğal kirli ortam bakterilerin ve mantarların üremesi için mümbit bir zemin hazırlar. Toksik artıklar kıl köklerinden dışarı atıldıkları için, vucutta en fazla kıl barındıran organlar en çabuk kirlenen bölgelerdir.

    Tarım devrimiyle birlikte yerleşik hayata geçiş, beraberinde düzenli bir çalışma temposunu da getirir. Toprakla daha fazla haşır neşir olmanın yanısıra, çalışmanın düzenli bir sisteme oturması da insanoğlunu, en mühim dört duyu organını taşıyan başını korumaya, yani örtmeye sevkeder. Nitekim, kırsal bölgelerde su sıkıntısı ki, günümüzde hala yaşanamaktadır, insanlara düzenli banyo yapma imkanı tanımaz. Dünyanın su sıkıntısı yaşanmayan coğrafyalarında ise iklim serindir ve yıkanmak başka hastalıkların gerekçesi olabilir. Sıcak iklimlerde ise su bulmak büyük bir problemdir.

    Su ve ısı sorunlarıyla doğru orantılı olarak başa takılan nesneler de malzeme, model, şekil ve işlev farklılıkları gösterir. Örneğin, sıcak bir iklime sahip Mısır’da, antik dönemden kalma resim ve fresklerde başların kapatıldığını ancak bedenlerin açıkta bırakıldığını görürüz. Bu resimler arasında iç mekanı tasvir eden görüntülerde ise hiç başlık yoktur. Buna mukabil Batı Anadolu fresklerinde başlar açıktır. Bu bölgelerde başlığı sadece savunma veya temsil gayesiyle asker slüetlerinin başında görürüz.

    İnsanlık tarihinde ilk su sevkiyatı ve kanalizasyon sistemleri Batı Anadolu’daki kent planlarında çıkar karşımıza. Buradan Attika yarımadasına ve oradan Roma’ya taşınan düzenli su sistemi, ortak Akdeniz uygarlığında hamam kültürünü doğurur ve geliştirir. İtalya’daki Hz. Meryem tasvirlerinde sadece taç veya tepeye oturtulan küçük bir başlık yardımıyla arkaya doğru sarkıtılan tüller kullanılırken, Kenan kültürünün etkisindeki Suriye veya Türkiye‘nin Güney Doğu’sundaki fresklerde Hz. Meryem tamamen kapalıdır. Sıcak çöl iklimlerinde, başı dış etkenlerden korurken terletmeyecek , gerektiğinde ağzı burnu kapatabilecek örtüler talep görür. Suyun bol olduğu Uzak Doğu’da ise başı sadece güneşten koruyan başlıklar yaygınlık kazanmıştır.

    Başörtüsü, insanlığın nesilden nesile bıraktığı giyim mirasının müştereklerinden biridir. Ana görevi insanoğlunun gündelik hayatını kolaylaştırmak, onu korumak olan bu giyim parçası, din ve inanç kültürüyle birlikte değişik misyonlar kazanır. Bunlardan biri de Musevilikten Hıristiyanlığa, oradan da İslam dünyasına intikal ederek yaygınlaşan ve en çok da bu coğrafyada kök salan “iffet” misyonudur.

    İslam’da başörtüsünün mahiyeti, gayesi ve ilahi mesnedi nedir? Başörtüsü -çok dile getirildiği gibi- hakikaten bir iffet nişanesi olsun diye mi müminelere vaaz edilmiştir?

    Ayetlerde Başörtüsü ve İffet

    Başörtüsünün ilahi hikmetini iyi kavramak için, Nur suresini çok iyi incelemek zaruridir. Nur suresi, Kur’an’da çok sık rastlamadığımız çarpıcı bir ihtarla başlar:

    ‘ Bu, âyetlerini belirleyip indirdiğimiz bir sûredir. Düşünesiniz diye onun içinde apaçık âyetler gönderdik. ‘ (24/1)

    Allah daha ilk cümlede kendisini dinleyenleri dikkate davet ederek, Nur suresinin sosyal bir devrim manifestosu olduğuna dair ilk işareti veriyor. Her ne kadar bu ayet birçok müfessir tarafından surenin tüm ayetlerinin farz olarak algılanması gerektiği şeklinde tercüme ve tefsir edilmişse de, Diyanet tefsirini kaleme alan Türk müfessirler, ‘faradna’ kelimesini ‘farz’ değil de, ‘belirlemek’ olarak çevirmenin daha doğru olacağı yönünde fikir birliğine varmışlardır:

    ‘Bilindiği gibi sûreler âyetlerden oluşmaktadır. Nûr sûresini göndermeyi murat eden Allah Teâlâ onun kaç âyetten oluşacağını, âyetlerin içeriğini, uzunluk ve kısalığını, ifade tarzını takdir etmekte, sonra da Cebrail vasıtasıyla onu Peygamberine göndermektedir. Tefsircilerin çoğu, âyette geçen “faradnâ” kelimesine bizim tercih ettiğimiz “belirlemek” mânasını değil, “farz kılmak” anlamını vermişler ve “… indirdik ve farz kıldık” şeklinde anlamışlardır. İbn Âşûr’un da işaret ettiği üzere (XVIII, 143) sûrede geçen bütün âyetler farz kılınmış hükümler getirmedi ği için biz mealindeki anlamı tercih ettik.( 1)

    Büyük tarihci ve müfessir Taberi ise ayeti yorumlarken şöyle der;

    ‘Bu âyet-i kerimede iki kıraat şekli vardır. Bunlardan birine göre âyetin mânâsı, mealde izah edildiği gibidir. İkinci kıraat şekline göre ise şöyledir: “Bu indirdiğimiz ve içinde hükümleri açıkladığımız bir suredir. Biz bu Surede hakkı gösteren apaçık âyetler indirdik ki düşünüp ibret ve öğüt alasınız ve bu surenin Allah katından geldiğini anlayasınız.‘’ (2)

    Ömer Nasuhi Bilmen de surede yer alan konuları sıralarken, başörtüsüyle alakalı ayetin de yer aldığı ayetler bütünüyle ilgili genel tarifte; ‘İçtimai hayatın temizlenmesini ve yücelmesini temin için ne şekilde hareket edileceğini emir ve tavsiye’ (4)cümlesini kullanarak, suredeki tüm ayetleri ( bu ayeti çevirirken ‘farz’ kelimesini kullanmasına rağmen) emir kipiyle değerlendirmediğini gösterir.

    Yukarıdaki tefsir şekline katılan Ömer Rıza Doğrul ise daha ileri gider ve surede yer alan ayetleri konu bütünlüklerine göre tasnif ederek şöyle bir liste oluşturur:

    1- Zina(1-10)
    2- Ayşeye bühtan edenler(11-20)
    3- Ayşeye bühtan edenler(2)(21-26)
    4- Zinayı menedecek tedbirler(27-34)
    5- İlahi Nur un tecellisi(35-41)
    6- İlahi kudretin tecellisi((41-50)
    7- İslam melekütu(51-57)
    8- Halvete hürmet(58-61)
    9- Umumi işlerin ehemmiyeti(62-64) (3)
    Ömer Rıza Doğrul’un tasnifini baz aldığımızda başörtüsü ile ilgili ayetin de yer aldığı 27’den 34. ayete kadar olan bütün ayetleri ‘zinayı men edecek tedbirler’ kapsamında incelememiz gerektiğini görürüz.

    Gerçektende Nur suresindeki konu bütünlüğü kıraat deformasyonu ve bir takım lehçe farklılıklarına dayanan yanlışlar göz önüne alınmadığı takdirde çırılçıplak ortaya çıkar. Şöyle ki;

    İlk dokuz ayet genel ve kesin hükümdür.

    10 ila 26 arasında bu hükümlerin gerekçesi sıralanır.

    27 ila 32 arasında hükümlerin muhataplarının mağdur ettikleri insanlara tavsiyeler yer alır.

    32 ila 35 arasında konuların Allah’ın Nuru ile bağlantısı kurulur ve nur konusunda bir misal verilir.

    36 ila 45 arasını Allah’ın Nur mefhumuyla neyi kasdettiğine dair örnekler doldurur.

    45 ila 64 arasında ise nurun veya nursuzluğun ameldeki tezahürleri ele alınır.

    Emir mi, farz mı, yoksa tedbir ve tavsiye mi?

    Nereden bakarsak bakalım, gerek kıraat, gerekse anlam bilim açısından 27. ayetten 35. ayete kadar olan bölümdeki iç bütünlüğü ve tutarlılığı göz ardı edebilmemiz mümkün değildir. Bu ayetlerin Medine’de bir bütün olarak indiğine inanıyoruz ve bazı ayetlerin Mekke’de indiğine dair yapılan yorumları zayıf buluyoruz. Şu halde, 27 ve 35. ayetler arasında kalan bütün ayetler, Medine’de; gayri müslimler, kendini bilmez müslümanlar ve münafıklar tarafından mümin ve mümineler hakkında çıkarılan söylenti ve iftiralara karşı alınması tavsiye edilen tedbirlerle ilgilidirler ve emir kipi taşımazlar.

    Ayetlere bakalım;

    24/30. Mü’min erkeklere söyle: gözlerini sakınsınlar ve ırzlarını (apışlarını) muhafaza etsinler, bu kendileri için daha temizdir, her halde Allah ne yaparlarsa habîrdir.

    24/31. Mü’min kadınlara da söyle, gözlerini sakınsınlar, ırzlarını (apışlarını) korusunlar: görünmesi zaruri olanların dışında zinetlerini açmasınlar ve başörtülerini yakalarının üzerine vursunlar…

    Erkeklere seslenen ayeti, ‘bu kendileri için daha temizdir’ ifadesini öne sürerek tavsiye kapsamında değerlendirenler ve hemen arkasından gelen ve kadınlara seslenen ayete emir kipi yükleyenler, 58 ve 59. ayetlere de emir kipi yüklemek zorunda kalırlar. Böyle bir yorum da, kapıyı çalmadan odamıza giren çocuklarımızı farzı çiğneyen günahkarlar olarak kabullenmemizi gerektirir. Demekki surede erkeklere olduğu gibi kadınlara seslenen tesettür ayetlerini de tavsiye kapsamında değerlendirmek ve onlara farziyet yüklememek zorundayız. Zira insanların bu tip saldırganlıklara karşı almaları gereken tedbirler; kültür, coğrafya, mentalite ve çağa göre farklılıklar gösterebilir. Başörtüsüyle ilgili ayetin ayrı bir ayet olduğunu, ayrı numaralandığı için farklı değerlendirilmesi gerektiğini öne sürenlere de, ayetleri numaralandırma işleminin Allah tarafından yapılmadığını, tıpkı harekelendirme işlemleri gibi çok sonraları, okumayı kolaylaştırmak gayesiyle eklendiklerini hatırlatmak zorundayız.

    Bununla birlikte, yazdıklarımızdan ilahi tavsiyeleri küçümsediğimiz anlamı çıkarılmasın. İlahi tavsiyeye uymak hiç şüphesiz her müslümanın görevidir lakin kadınlara yapılan tavsiyeler, kadınlar üzerinde baskı mekanizması oluşturmak üzere bol kepçe harcanırken, erkeklere yöneltilen tavsiyeler kulak ardı edilmiştir.

    Bütün bu tesbitler ışığında başörtüsü ayetine yeniden baktığımız zaman, onun apaçık iftiracı guruha karşı alınmış bir tedbir olduğunu görürüz. Yani Kur’an’a göre başörtüsü bir iffet sembolü değil, iffetsiz insanlara karşı alınmış bir tedbirdir. İffetsiz insanlar ise, ister başörtülü, ister açık olsun, herhangi bir kadın aleyhinde ileri geri konuşan destursuz tipler olarak tarif ediliyor, ‘şeytanın yolundan gidenler’ (24/21) olarak zikrediliyor ve lanetleniyorlar (24/24).

    Ve iffet

    Bu konuyla ilgili olarak sık sık dile getirilen ‘iffet ‘ meselesine gelince…

    Bir kadına isim olarak yakıştırılacak kadar yalnızca kadınlara mahsus ayırıcı vasıf olarak algılanan ve kabul gören ‘iffet’ kavramı Kur’an nazarında ahlaklı insan olmanın şartlarından biridir ve sembolü başörtüsü değildir. İffetini başörtüsüyle muhafaza edebileceğini vehmeden bir kadının ahlaki ve vicdani terbiyeyi ihmal etmesi, başındaki örtüsünü paravana edinerek takva örtüsünü küçümsemesi kuvvetle muhtemeldir. İffet Kur-an ahkamına göre; cinsel dürtülere hakim olmak, zinadan sakınmak gibi erdemlerle birlikte, onurlu bir duruşun da adıdır:

    ‚(Sadakalar) kendilerini Allah yoluna adayan, yeryüzünde dolaşmaya güç yetiremeyen fakirler içindir. İffetlerinden dolayı (dilenmedikleri için), bilmeyen onları zengin sanır. Sen onları yüzlerinden tanırsın. İnsanlardan arsızca (bir şey) istemezler. Siz hayır olarak ne verirseniz, şüphesiz Allah onu bilir.‘ (2/273)

    Nur suresi, cahiliye alışkanlıklarından sıyrılamayan ve toplum içinde ; dedikodu, gıybet, iftira gibi çirkinlikleri kullanarak ‚şeytanın adımlarından‘ giden insanlarla ilgili kat’i hükümleri bildiren, bu çirkinliklerden dolayı zarar görmüş mağdur insanlara yol ve yöntem gösterek nasihatlerde bulunan; taşıdığı isimle müsemma, ‘Kur’an’ın Nuru’ sayılan ilahi bir manifestodur. Bilahare, surenin hedefi, günümüzde anlaşıldığı ve uygulandığı şekilde kadınları kapatarak erkeklerimizin sorumluluklarını azaltmak, imtihanlarını kolaylaştırmak değil, bütün inananları silkelemek suretiyle daha ahlaklı bir cemiyet olmaya davet etmektir.

    Bu muhteşem surenin nurundan daha doğru ve daha fazla istifade edebilmemiz duasıyla…

    Gelecek yazımızda Nur suresindeki başörtüsü tavsiyesinin daha derinlerine inecek ve cilbab konusunu işleyeceğiz inşallah.

    ………………………………………….
    1) Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sadrettin Gümüş, Kur’an Yolu: IV/80.
    2) Taberi tefsiri, çev. Mevlüt Karaca
    3) Tanrı Buyruğu, Ömer Rıza Doğrul
    4) Kur’an’ı Kerim Tefsiri, Ömer Nasuhi Bilmen

     

    Etiketler:

    Yorum Yapmak İster misin?

    Yorum Yaz

    Yorumlarınızı Paylaşırken

    Yorumlarınızı politik,kırıcı,kaba yazmamaya özen gösterin başkalarını taciz edebilecek laflardan kaçının.Kriterlere uymayan yorumlar onaylanmıyacaktır.

    Lütfen bizimle bilgilerinizi doğru şekilde paylaşın sitemiz size Kesinlikle spam mailler göndermez